Bu nedenle birkaç arkadaşımla beraber Eminönü’ne gitmeye karar verdik ve çekik gözlü insanlar bulmaya çalıştık. Birçok çekik gözlü gördük, görmesine de ‘şimdi gidip ne diyeceğiz? , nasıl diyeceğiz? , ilk ben konuşmam sen konuş’ muhabbetleri uzayıp gidiyordu ki karşıdan çekik gözlü bir çiftin bizim olduğumuz tarafa doğru geldiğini gördük ve çok heyecanlandık.
Arkadaşlarımdan biri hemen atıldı ve Japonca olarak ‘af edersiniz, Japon ‘musunuz?’ diye sordu. Yaşlı bayan ve eşi hem şaşkın hem sevinçli bir ifadeyle ‘haaaai(evet)’ dedi. Arkadaşlarla birbirimize bakıştık ve o an hepimizin gözlerinin içi gülüyordu adeta… Çünkü ilk kez bir Japon’la konuşuyorduk ve sımsıcak, güler yüzlü, samimi iki Japon karşımızda bizimle konuşuyordu. Japonların bu kadar samimi ve güler yüzlü olması beni çok etkilemişti. Çünkü buraya gezmeye gelmişler ve biz onların bu vakitlerini kısaltıyorduk. Ama onlar bunu akıllarından bile geçirmeden şaşkın ama sevinçli bir şekilde ‘siz Japonca mı biliyorsunuz?’ dedi. Biz de ‘evet, şuan Japonca öğreniyoruz’ dedik.
Onlar da “上手ですね、どこでならいますか”, “どうならいますか”, “ どこですんでいますか”, “ トルコ人ですか”, “ 高校も は イスタンブールに ありますか”, “ 日本語は むずかしい ですか”, “ 日本へ行きましたか, 行きたいですか”, “ 学生ですか”, “ 私は先生です、私はいしゃ です”, “ トルコは とても きれい とこる と 思います”(“Çok yeteneklisiniz”, “Nerede öğreniyorsunuz?” , ” Nasıl öğreniyorsunuz?” , “Nerede oturuyorsunuz?”, “ Türk müsünüz?”, “Liseniz de İstanbul’da mı?”, “ Japonca zor mu?”, “Japonya’ya daha önce geldiniz mi/ gelmek istiyor musunuz?”, “ Öğrenci misiniz?”, “ Ben Öğretmenim, Bende doktorum.”, “ Türkiye çok güzel bir yer.”)…. Biz ilk konuşacağımız zaman ne konuşacağımızı tek tek hesaplamaya çalışırken, konuşacak bir şey bulamamaktan korkarken, ilk kez tanıştığımız bu çift tüm kuramlarımızı yıktı ve bizimle konuşacak birçok şey buldular. Ve bizi sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi konuşuyorlardı. Öyle sıcak, öyle içten…


