Japonca ve Türkçe’deki benzer deyimlerin incelemesine devam edelim:
Hayvanlar
“Bir taşla iki kuş vurmak” deyimi, Japonca’da da Türkçe’de de aynıdır.
“Uyuyan yılanı uyandırma!” sözü Japonca’da nasıl söylenir dersiniz? “Çalıdaki yılanı dışarı çıkartma!”
Türkiye’de en bol bulunan hayvanların kedi-köpek olması sebebiyle sanıyorum, Japonlar’ın “köpekle maymunun arası” olarak ifade ettiği deyim, Türkler tarafından “kedi-köpek gibi” şeklinde kullanılır. Japonca’da “kediye para” şeklinde söylenen deyim, Türkçe’de “eşek hoşaftan ne anlar” olarak yine hayvan imgeleriyle aynı anlamı vermektedir.
“Kitap kurdu”, Türkçe’de ve İngilizce’de sık kullanılan bir deyimdir. Japonca’da ise bu kişilere “kitap böceği” denir. Neredeyse aynı değil mi?
Türkçe’deki “balık istifi”, Japonca’da “sushi gibi dizilmiş”tir. Görüldüğü üzere bu da hemen hemen aynıdır.
Türkçe’de “kuş uçmaz kervan geçmez” diye tariflediğimiz ıssız yerleri anlatırken, Japonca’da “kuşların bile uğramadığı” denir.
Kendisine söyleneni sorgulamadan yapan anlamında kullanılan “koyun gibi” ifadesi, her iki dilde de aynıdır.
Doğa
Türkiye’de çok sık kullanılan ve küçük birikimlerin büyük şeylere dönüştüğü anlamını taşıyan “damlaya damlaya göl olur” sözü, Japonya’da “biriken tozlardan dağ olur” şeklinde söylenmektedir. Türkiye’de en yaygın meyve elma olduğu için belki de, birbirine benzeyen insanlar “bir elmanın iki yarısı gibi”dir; Japonya’da ise benzeyen kişiler “iki kavun”dur. Japonca’daki “suda akıtmak” deyimi anlamca, “köprünün altından çok sular akması”na benzer.
Nesneler
Türkçe’de sessiz kalmayı övmek için kullanılan “(söz gümüşse) sükut altındır” sözü Japonlar tarafından da aynı şekilde kullanılmaktadır. Japonlar’ın “su köpüğü” olarak ifade ettiği deyim, Türkler tarafından “sabun köpüğü” olarak kullanılmaktadır ve geçici, etkisi kısa süren anlamındadır.
Diğer
“Arası iyi olmak” dendiğinde, hem Japonlar, hem Türkler kastedileni gayet iyi anlar.
İnsanların kendi uzmanlık konularını bireysel işleri söz konusu olduğunda kullanamadığını ifade ederken Türkçe’de “terzi kendi söküğünü dikemez” denirken, Japonca’da “doktor kendi hastalığını iyi edemez” denmektedir.
Japonlar’ın “deniz fenerinin dibi karanlıktır” deyimi, Türkler’in “mum dibine ışık vermez” deyimi ile aynı anlamdadır.
Sırlar sözkonusu olduğunda Japonlar, “duvarların kulağı, kapıların gözü vardır” derken, Türkler “yerin kulağı vardır” der.
Türkçe’de “pişmiş aşa soğuk su katmak” ile kastedilen anlam, Japonca’da “sıcak suya soğuk su katmak” olarak ifade edilir.
“Gemiyi kaçırmak” şeklinde Japonca’da söylenen deyimde “gemi” ifadesinin kullanılması, sanırım Japonya’nın bir ada ülkesi olmasından ileri geliyor; Türkçe’de aynı anlama gelen deyim, “trenin kaçması”dır.
Utanç halinde, Türkler “yer yarılsa da içine girsem” derken, Japonlar da “bir çukur olsa da girsem” demektedir.
Yukarıda belirtilen deyimler, sadece seçilmiş örneklerdir. Araştırıldığı takdirde, çok sayıda benzerlik bulunacaktır…
